![]()
Prof. Dr. Erkut ATTAR
erkutattar@kirsehirlilerdernegi.com
Ahiliğin Düşünsel ve Edimsel Özü
25/09/2011 Kara Doktor ve rahmetli
ağabeyim Ferit Attar ve anısına… Değerli kardeşlerim, gün oldu Anadolu yurdunun Âşıklarından
söz ettik, gün oldu gaziler gazisi, şanlı Albayrağımızdan söz ettik. İnsan
sevgisi olsun, vatan sevgisi olsun, Tanrı sevgisi olsun, şan olsun, şeref olsun
insana ait bütün bu değerler insan düşüncesinde şekillenir. Düşünce eyleme
dönüşmeden önce toplumun süzgeçlerinden geçer, arınır ve insanlığa mal olur. Bu
nedenle de ister eğri olsun, ister doğru olsun insan düşüncesi kutsaldır. İşte
o düşünceyi kutsal bilmeyip de engelleyene aşk olsun. Bu yazımızda, Anadolu’nun
Türkmen gelenekleriyle pekişen ve Osmanlı’nın Osmanlı olmasındaki, evliyalar
diyarı bu güzel yurdun Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde düşman
çizmesinden kurtulmasındaki temel unsurlardan biri olan bir düşünce sisteminden
söz edeceğiz. Bilgiden, sevgiden, hatırdan, hizmetten ve vefadan konuşurken
gönüller alacağız, gönüller vereceğiz. Yazımıza başlamadan önce de gönlümüzü Mucur’un dualarını yitiremediği, dillerden
düşüremediği ve sonunda adını bir küçücük levha ile bir mekâna iliştirmek şöyle
dursun Mucur mezarlığında üç metre toprağa sıkıştırdığı gönüller sultanı Kara Doktor’una ve rahmetli ağabeyim, Yıldız Üniversitesi Elektrik Fakültesi
Öğretim üyesi Ferit Attar’a vereceğiz.
Anadolu’muzun kaderi hep böyledir, halkın bildiğini erkân bilmez, Allah kıymet bilenlerden
de bilmeyenlerden de razı olsun. Yeryüzünde neredeyse evrenselleşmiş her kurum veya topluluk kökenleri
konusunda titiz davranmış ve özünü araştırmıştır. Engin denizlerin yağmurları görmezden
gelmesi gibi, maneviyat boyutlarının sadece maddi âlemi değil düşünce tarihine
yön veren geçmişleri bile önemsemediği bir düşünce ve yaşam biçimi olan
tasavvuf, Ahilik sisteminin de en temel taşlarından biridir. Ejderha’nın kardeşi, Hoyluların soylusu,
Kırşehir illerinin incisi şeyh Mahmud bin Ahmed el-Hoyî (Ahi Evran) tasavvufun en derin
denizleri olan Şeyh-ül Ekber Muhyiddin
İbn-ül Arabi, Sadrettin Konkevi
gibi mutasavvıflardan aldığı feyiz ve ilham ile Ahilik sistemini kurmuş, o
Ahiler de Anadolu’da önce Kayseri’de Moğol istilalarına karşı durmuş sonra da Söğüt
illerinde Osmanlı’nın hamuru olmuştur. Hak dinini doğru bilenler halkı da doğru
bildiklerinden bu düşünce sistemini önce özümsemişler sona da benimsemişlerdir.
Hem hakkı hem de halkı bilenler kişiliği kötü huylardan temizleyip, ruhu pak
edip, kemale erme yolunu isteyenlere açık tutmuşlardır. Allah o bilenlerden de
isteyenlerden de razı olsun. Tasavvuf düşüncesinin dikey
boyutu (iç yasamı
keşfetme, insanın aslını, özünü bulması) kişilerin manevi hayatlarında, yatay
boyutu (insanlara hizmet etmek ve dünyevi ilişkileri uyum, güzellik ve sevgi) ise
sosyal hayatlarında ve özellikle Ahilikte kendini göstermiştir. Kadını perdeler
arkasında sır gibi saklamak şöyle dursun kadının gerçek sırrını bilen Ahi
Evran, ilham ve ülkü sahibi eşi Fatma Bacı’ya
yeryüzünün ilk kadın teşkilatı olan Bacıyan-ı
Rum’u (Anadolu Kadınları Birliği)
bizim illerimizde kurdurmuştur. Mabetlerini tüm yeryüzü olarak gören, yiğitlik
ve cömertlik ülküsü ile donanan, ilim ve sanat erbabı erler de ar ve namusu
peçede, örtüde, çarşafta değil kalpte ve yaradılışta bilmiş ve o kadınlara öyle
sahip çıkmıştır. Allah o kadınlardan da,
o erlerden de, o erenlerden de razı olsun. Esnafın ölçüsü eğri veya doğru olsun görünür de hesabı bilinmez.
Ahiler o hesabı bilmek için ilim ve sanat ile uğraşmayanı ne meslekten sayarlar
ne de içlerinde alırlar. Aritmetiğe beş duyu ile dokunulmaz ama akıl erdirilir.
Hikmet ilminin liderlerinden Şeyh Muhyiddin İbn-ül Arabi “ “Çile
çeker güle bülbül, Yârden
ayrı durulmaz mı? Dolup
taşmış al kadehler Senden
ayrı kırılmaz mı? Hasret
kalmış suya toprak, Candan
ayrı kalınmaz mı? Yeşil
taşmış körpe dallar, Senden
ayrı darılmaz mı? Uzak
gitmiş yola gönül, Yâre
yakın gelinmez mi? Ben
geçmişim candan öte Sana
gayrı varılmaz mı?” Nişabur’lu Attar’ın tüm kuşlarının gönüllerinde yatan
asıl hedefler çok basit ve dünyevî’dir.
Bülbülün isteği gül, dudu kuşunun arzuladığı ab-ı hayat, kazın mazereti
su, kekliğin aradığı mücevher, hümânin nefsi kibir ve gurur, doğanın sevdası
mevki ve iktidar, üveyikin ihtirası deniz, puhu kuşunun aradığı viranelerdeki
define, kuyruksalanın mazereti zafiyeti dolayısıyla aradığı kuyudaki Yûsuftur.
Kuşların lideri de o kuşlar arasından gönül gözü ve cesareti olana seslenir, “eğer
kutsal olan gizli olsaydı hiç âleme gölgesi vurur muydu?” Kutsal olanı görecek
gözün yoksa gönlün ayna gibi aydın değildir. Gönlü aydın olan otuz kuş yedi
vadiyi geçtikten sonra Beka’ya
ulaşırlar ve kutsal olana varırlar. O vadiye varabilenlerden de varmayanlardan
da Allah razı olsun; kutsal olana varanların sırrını söylemek de bize nasip olsun: “Adın
gelir dile güzel Sazlar
sana name dizer Can
bedenden ayrı gezsem Nerelerde
sorulursun Dile
gelir tadın güzel Canlar
sana bade sunar Cansız
taştan filiz sızsam Nerelerde
görülürsün Sese
gelir sözün güzel Camilerde
dinmez ezan Bitmez
cami, Kâbe görsem Nerelerde
duyulursun Yaza
gelir tenin güzel Bin
bir çiçek kokun tozar Yetmez
mahir “Attar” bilsem Nerelerde
bulunursun Cana
gelir özün güzel Yüreklerde
kalmaz hazan Dolup
taşıp ırmak aksam Damarımda
salınırsın” Bu öğreti çerçevesinde gerçek Ahi’nin yaşam anlayışı
“dünyada olmak fakat dünyanın olmamaktır”. İnsanın gelişimini sağlayan en
dinamik unsur sevgidir. Bu kültürün bir bireyi olarak bizler kendimizi
oburluktan, bilgiçliğin (entelektüelizm) verdiği gururdan, toplumun üst
kademesindeki insanların etkisinden ve azametinden, hırslardan, tutkulardan
uzak tutmalıyız. Ahiliğin asıl temsilcileri soylu atalarımız gibi kalbimiz
kıskançlıktan, dilimiz yalan ve gıybetten, gidişimiz riyadan karnımız haramdan
uzak olsun. Feriduddin-i Attar öğütler kitabında (Pendname) diyor ki “ey oğul dünya
hayatı üç gündür ve sonunu düşünmeyen gafildir. Nefsin zevk ve arzuları
arkasında koşma, geçici aleme sevgi bağlama! Can teninden gidecek, kemiklerin
toprak olacaktır. Sana canını vermekten başka çare yoktur. Gideceğin yolun
haydudu da Nefs-i Emarendir. Nişaburlu o yüce bilginin ruhu şad olsun, yüce
Mevla ondan razı olsun, dünya malına bel bağlayanlara söylenecek iki kelime de
bizden olsun: “Can bedende hapis Beden cananda hapis Gardiyanım fani dünya, Döner evrende hapis. Can bedenden geçmeyince Aşk şarabı içmeyince Zincir hâlden aşınmaz Hak yoluna düşmeyince Fani dünya söze geldim Bir ömürlük geze geldim Binbir dolap döne dursun İki metre beze geldim. Öğütler kitabının riyazet
bahsinde yüksek adam olup ta cennet kapısını açmak isteyene dünyada rahat
kapısını kapatması öğütlenir. Mevki peşinde koşanların horluğa mahkûm olduğu söylenir
ve eklenir: “dane, toprağa düştüğü için el üstünde
tutulur, başak, baş çektiği için ayak altında ezilir; sırtında yükü çok olan başkalarından
geri kalır.” Sevgili kardeşlerim mert odur ki, kendisini daima eksik görür.
Külli konularda ne söylersek söyleyelim binbir eksiğimiz binbir yanlışımız
olur. Eksiksiz ve Kusursuz olan sadece yüce Allahtır, mülk ve iktidar sahibi
yalnızca odur. Biz bu yazıyı insan sevgisiyle, memleketimiz Kırşehir ve vatan sevgisiyle
yazdık. İnsan sevgisi Allahtan, vatan sevgisi Ahi Evran Hazretlerinin
dilinden söylemek gerekirse imandandır. Yüce Mevla
bizi doğru yoldan ayırmasın, mert yakamızı namert ellere vermesin. Geçmişte
Ahiliğin özü olan bu düşünce ve uygulamalar, gelecekte de evlatlarımızın
rehberi olsun. Bu vesileyle, Mucur’un üç karış toprağa sığdırdığı Kara Doktor’unun
ve ağabeyim Ferit Attar’ın ruhu şad olsun. Başa dönmek gerekirse: “Serden geçtik ser olduk Yardan geçtik del olduk Sevgi coşar bulut bulut Yağdık gene bir olduk” Allaha emanet olun
sevgili kardeşlerim. Saygılarımla, Prof. Dr. Erkut Attar |
Yorumlar |
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
VİCDAN ve ADALET - 30/10/2011 |
BİR BAŞKA KÖROĞLU ÖYKÜSÜ - 09/10/2011 |
Ustalar - 05/10/2011 |
Unutulan Bayrak - 18/09/2011 |
Aşıklar - 04/09/2011 |