![]()
Prof. Dr. Erkut ATTAR
erkutattar@kirsehirlilerdernegi.com
Ustalar
05/10/2011 Denizlerde dalgalar,
çöllerde kumlar, bayırlarda rüzgârlar ve güzel Anadolu’da zarif bağlamalar esasında
benzer şarkılar söylerler. Balinaların aşk şarkıları, bülbüllerin nameleri,
bizlerin nihavendi hep aynı değil midir? İşte biz bu evrensel dile “müzik”,
müzik ile uğraşan kişilere da “müzisyen” diyoruz. Evrensel bir dil olan müzik,
Anadolu kültüründe bazen sitem bazen muhabbet ile yoğrulur, boranlarla
savrulur, hikmet ile kavrulur, aşk ve sevgi ile çağırılır ve adı türkü olur. Anadolumun
ırmakları bu türkülerle dolar taşar akışına, rüzgar olur mor dağları dolaşır
yokuşuna, Emine’nin boynunda mavi boncuk olur takışına, heybe olur dokunur da
nakışına ölünür. O türküler yeri gelir bir ses olur Mustafa Yıldızdoğan’ın dilinde, yeri gelir bir heves olur dervişlerin
neyinde, yeri gelir bir nefes olur tozar evliyalar ve aşıklar diyarı canlar
canı Kırşehir ilinde.
“Hem bahara
hemi yaza Yarın ettikleri naza Yar aşkına çalan saza Doyulur mu doyulur mu” Garibim geldik gitmeye Muhabbetimiz bitmeye Yar île sohbet etmeye Doyulur mu doyulur mu Doyulurmu doyulurmu canana kıyılır mı? Canana kıyanlar hakkın kulu sayılır mı?” Yar bilinir de Yaradan
bilimez mi? Yar
aşkına sazlar çalınır, hak aşkına gönüller alınır. Aşk bu ya dostlar,
mecnunken de mecnun olunur; küle döner gönüller dökülür tellere tellere. “Yandı bağrım yandı aşkın elinden Bir de sen yakıp gönderme beni Ben mecnun olmuşum sevda çölünde Yeniden mecnuna dönderme beni” Her
bir mısrasında sevgi coşan ve yaşadığımız şu koca dünyaya bile çok gelebilecek
o ustaların ve kültürümüzün kıymetini ne kadar bilebildik? Sarhoş sofralarında erittiğimiz,
iki beşlikle avuttuğumuz, hor görüp
unuttuğumuz o ustalar düşünün ki aynı ruhla ve coşkuyla bir başka
lisanla Amerika kıtasında “country” ve “blues” söyleselerdi her biri bugün
dünyaca ünlü bir Bob Marley veya Cat Stevans olurlardı. Ustalar
ustasının rahmetli babası Muharrem
Ertaş gömülmüş sazına, kurt kuş susmuş onu dinliyor, “hakkımızda devlet yazmış fermanı, ferman
padişahın gardaş dağlar bizimdir”. Kim yetişir o koca aşığın sesine
sazına, buram buram Türkmen havası, yiğitlik var sitem var, yürek var, bilek
var hey hey! “Dadaloğlu'm birgün kavga kurulur, öter tüfek davlumbazlar
vurulur, nice koçyiğitler yere serilir, ölen ölür, kalan sağlar bizimdir”. Sorarım, öylesi kaç tane
gelir, bırakın o vaktin beşyüz dönüm şirin Kırşehir’ini bu koca yeryüzüne. Aşık
Veysel’den sonra bu ülkenin gördüğü en büyük değer koca Neşet Usta’yı bile baş
üstünde tutamadık da bir kırık saz ile gönderdik sınırlar ötesine. O Neşet Usta
ki her aşık gibi alçak gönüllüdür, kırılganlık küslük bilmez her yüce ozan gibi
dostluğa meyillidir, “dost elinden gel”
deyiverince kalktı geldi ellerin memleketinden her çağrımıza. Daha bilemem
neler oldu bu illerin çocuğu bir koca Şemsi
Yastıman’a? Aşığın ustası bir yana, bizim illerimizde yiğit lakabıyla anılır, anamızdan
doğup gözümüzü açtığımız, vatanımız, toprağımız o Mucur dualarını yitiremediği,
dillerden düşüremediği, şiirler yazıp, türküler yaktığı hekimin ustası Kara
Doktor’unu adını bir küçücük levha ile
bir köşeye iliştirmek şöyle dursun, sıkıştırmadı mı o üç karış toprağa. Ustalarımız, ozanlarımız, tüm hayatını bu
topraklara adamış doktorlarımız şöyle dursun, yedi düveli dize getirip te bize özgür bir memleket
bağışlayan aslanlar aslanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’mızın, vatanın bölünmez
bütünlüğü için dağlarda can veren o mübarek alınlarından öpülecek
şehitlerimizin, onların kanıyla boyanmış gaziler gazisi albayrağımızın, elivayalar
diyarı ilimizin, Türkmenliğin gururu ana dilimizin, asırlardır bizi dimdik
ayakta tutan töremizin kıymetlerini bile unutup, ata öğüdü ile titreyip te
kendi özümüze bile dönemedik. Umutsuz maceralar uğruna ne değerler, ne eller,
ne yiğitler yitiriyoruz da farkında değiliz. Sitemlerimizi burada bir
kenara bırakıp aşıkların ustası, gelmiş geçmiş tüm Anadolu ozanlarının güftesi,
bizim ellerde çaınan tüm sazların bestesi Neşet Ustamızın sözüne kulak verelim dostlar: “Dost elinden gel olmazsa varılmaz. Rızasız bahçanın gülü derilmez. Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez. Gönülden gönüle yol gizli gizli” Gurbete giden döner mi
bilemem ama arkamıza dönüp baktıımızda ilk karlar yağdığında sayımızı
sayanımız, Acıözü’nde tandır ekmeğe yeşil suvanı vuranımız, Osman Pınarı’ndan
akan suyla karışık buz gibi bakraç ayranımız, Çayır’da köme yapıp yarimizi
bulanımız, canlar canı ustalarımız kalmamış topraklarımızda. Diyarlarımızı, damlarımızı
bırakmışız başka başka ellere, bilinmedik dillere. Gurbeti memleket bilip
de aslımızdan, dostumunuzdan, yurdumuzdan uzaklarda savrulup, ellerin
memleketinde eylenip gidiyoruz. Aşık bu ya dostlar saz bilinir, söz bilinir de
gurbet bilinmez mi? Bir de aşığın dilinden bir gurbet türküsüyle farkına
varalım yaşadığımızı sandığımız şu kahpe gurbetin: “Gurbet ele düştü bizim yolumuz Seyir ettim bizim eller görünmez Gam elinden çok perişan halimiz Biçare gönlümü eyler bulunmaz Uzadı sıladan bizim yolumuz Eşe dosta malum olsun halimiz Korkarım gurbette kalır ölümüz Garibin derdine ağlar bulunmaz” Ne
kadar vefa yorulursa yorulsun, ne kadar düzen bozulursa bozulsun yine de yüce
Allah bize topraklarımıza dönüp oralarda hizmet etmeyi, kültürümüzü ve
değerlerimizi elimizden geldiği kadar yaşatmayı ve emanet kıldığı şu naçiz bedenimizi
Kara Doktor’un yanında kendi
toprağımıza vermeyi nasip eylesin. Allaha
emanet olun sevgili kardeşlerim, Saygılarımla, Prof.
Dr. Erkut Attar |
Yorumlar |
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
VİCDAN ve ADALET - 30/10/2011 |
BİR BAŞKA KÖROĞLU ÖYKÜSÜ - 09/10/2011 |
Ahiliğin Düşünsel ve Edimsel Özü - 25/09/2011 |
Unutulan Bayrak - 18/09/2011 |
Aşıklar - 04/09/2011 |