![]()
Duran Erdoğan
duranerdogan1947@gmail.com
EVLİLİK KÜLTÜRÜMÜZDEN ESKİ VE YENİ DÜĞÜN GELENEKLERİMİZ
11/07/2012 Düğün denince aklıma önce ‘davul-zurna’ gelir. Hele uzaktayken
öyle hoşuma gider ki sesleri... İçim kıpır-kıpır olur, neredeyse uzaktan
başlarım oynamaya... Hey gidi günler hey ! Neydi o gençliğimdeki eski
düğünler... Vay be ! Kurugöllü Çarşaflı Cici Teyze: “Bir varmış, bir yokmuş. Evvel
zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellâl,
pire berber iken; Periler Padişahının oğlunun gönlü fakir bir çiftçi
ailesinin kızına düşmüş” tekerlemesiyle
başlardı masalına. Sonunda “kırk gün kırk gece yapılan düğünle onlar ererdi
muradına, bizler çıkardık kerevetine” deyimiyle biterdi masal. Kırk gün kırk gece yapılan düğünler artık
masallarda kaldı, kalmasına da; şimdiki düğünler de artık ‘kırk dakika’da
bitirilir oldu. Düğünlerin bu kadar kısalmasının sebepleri ne olursa olsun;
yine de yaşamadığımız, göremediğimiz düğünlerden ziyade, bizzat yaşayıp tadına
ve keyfine vardığımız düğünler güzeldir, demekten kendimi alamıyorum. Çocukluğumun düğünlerinin ‘okuntu’ları
elle yazılırdı: ‘Pazartesi günü
başlayıp, Perşembe günü hitam bulan düğünümüze ‘maile’ ailece davetlisiniz’
denilirdi. Bayrak kaldırmadan bir önceki günü ve ‘gelin indirilişin’ ertesi
günü yapılan ‘duvak açma’ merasimini de sayarsak; toplam altı gün ‘düğün
derneği’nin düğün evindeki görüntüsüyle ‘nostalji’ yaşanırdı. Bir müddet sonra
düğünler, Cuma günü başlayıp, Pazar günü bitirilir oldu... Nedeni ise, memurların
da ‘düğün derneği’ne rahatlıkla katılımlarını sağlamak için. “Ömrün uzun, düğünün güzün olsun” sözü
tekerleme veya deyim olmaktan da öte,
aslında geleneği yansıtan bir temenni idi. Çünkü eski düğünler işlerin büyük
bir çoğunluğunun bittiği ‘güz mevsimi’nde yapılırdı. Her ne hikmetse, erkeklerimiz kadınlar
için: “ayda düğün varmış denilse, çıkmak için merdiven ararlar” diyerek,
kadınlara hem takılır, hem de gelin alma alayına katılımlarını sağlayıp ‘yenge’
götürürler. Öte yandan “Kamber’siz düğün olmaz” veciz sözü, düğün kültürümüzde,
yine kadınların erkeklere verdikleri destek ve güveni ifade eder. Düğün yapılan ve özellikle de damat evinin
uzaktan görünmesini sağlayan ‘Düğün Bayrağı’nın bağlandığı sırığın tepesine takılan elma, bereket sembolü sayılır. Rızıktan bize de nasip olsun diyen çocuklar, bayrak sırığını taşlayıp, düşürdükleri elmayı yedikleri ve atılan taşlar kazalara
neden olduğu için, bu âdetten vazgeçildi. Eski geleneklerden kardeş, emmi, dayı ve zirzop yolu şimdilerde
artık yok oldu. Yok olan eski geleneklerden birisi de damat yakınlarından birisinin
kağnı tekerine bağlanarak yokuş aşağı salıverilmesi veya belinden ip
bağlanarak, tavana asılan pancarın kemirtilmesi. Yine kaybolan eski
geleneklerden; sin-sin oyunu, deve
oyunu, cirit, güreş gibi ve sair orta oyunları ile toprak damların üstüne davul-zurna eşliğinde ‘kelle atma’
yarışmasının yapılması da düğünlerin kültürel eğlence kaynağı ve kaymağı
olmaktan çıkmıştır. Diğer yandan çocukların kırdan kazıp, hediye almak için
acer (yeni) gelinlere sundukları bir
demet ‘Çiğdem’de yavaş-yavaş âdetten çıkmıştır. Köçeklerin
ve Abdalların yerini tek saz veya orkestra gurubu almıştır. Evlenen
gençlerin düğününde eskiden köçek oynatılırken, şimdilerde başta yakınları olmak
üzere genellikle davetliler kendileri oynamaktadır. Eline kına yakılan gelinin
altın almak için avucunu açmaması; kız evinin kapısının bastırılarak düğün
alayının sağdıcından bahşiş alınması, yöremizde kısmen yapılan
geleneklerdendir. Günümüzde ‘düğün dernekleri’nin evlerinin
önlerindeki sokaklara kurulan çadırlarda
yüksek sesle çalınan müzikle gece yarılarına kadar misafirlerin ağırlanması çağdaş, modern bir
görünüm değil...Şehir içi trafiği aksatan bu düzenlemeye yetkililerce anlayış
gösterilerek, göz yumulması; silah
atılması, içki içilmesi günümüz düğünlerinin çirkin öteki yüzüdür... Havaî
fişek gösterisi, düğün geleneğimizde ‘eski köyümüze yeni âdet’ olup, yöremizde ‘şişkinliğin,
yani sonradan görmenin alâmeti!’ sayılmaktadır.
Evlilik kültürümüzde eski ve yeni düğün
geleneklerimizi irdelerken maddiyat darlığı ve zaman kıtlığının etkin rol
oynadığı gözlemlenmektedir. Kırk gün kırk gece süren eski düğünler, kırk
dakikalık modern nikah merasimlerine dönüşüp, diğer yandan mutlu ve mükemmel
evliliğin temeli olmaktadır. Sözün özü: Sanatçı Semiha Yankı diyor ki
eski plakta: “Sevmek bir ömür sürer / sevişmek bir dakika”... Kızın ‘güzel’, oğlanın da ‘zengin’ olması evlilik için kural olsa
bile, bence çok da önemli değil. Önemli
olan ‘mantık evliliğinin’ yapılması...‘Sevgi
ve hoş görüyle de pekişip perçinlenen’ böylesine evlilikte: ‘aşk asla bitmez!’ Kırşehirli’lerin
deyimiyle: “O zaman gir oyna, çık oyna!” İşte sana bir ömür süren en güzel düğün!.. Hoşça kalınız.
Kırşehir Anekdotları Yazarı
E.posta: duranerdogan1947@hotmail.com Tel & Gsm: 0 (537) 308 56 58
|
Yorumlar |
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
ÖKÜZÜN VASİYETİ - 22/04/2014 |
BİR BÖLENİN HIRSI ve HINCI! - 15/04/2014 |
VERGİ HAFTASI - 08/04/2014 |
BU YEREL SEÇİMİN KAZANANI MİLLET OLSUN - 01/04/2014 |
UNUTMAK ve NANKÖRLÜK - 24/03/2014 |
EĞRİ YOLDAN SAPMAYANIN VAY HALİNE! - 16/03/2014 |
BENİM BELEDİYE BAŞKANIM BÖYLE OLMALI - 18/02/2014 |
KIRŞEHİR HALK KÜLTÜRÜNÜN SESİ YAREN TV BİR İNCİDİR - 01/02/2014 |
MUCUR ve HAVALİSİ SOSYAL YARDIMLAŞMA KÜLTÜR DERNEĞİ - 05/01/2014 |
![]() |